|
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Anasayfa | Haber Ara | Foto Galeri | Videolar | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | Sık Kullanılanlara Ekle | Açılış Sayfam Yap | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
HABER ARAEN ÇOK OKUNANLAR |
Yorumsuz
İnsanlığın değer ve kalitesinin, ten ağırlığıyla ölçülüp mananın hiçe indirgendiği 21. yy dünyasında ihanetlerde bu ten kütlesi kadar ağırlık teşkil ediyor.
Yaşanılan çağın, eşref-i mahlûkun beyin hacmini genişlettiği gerçeği bilinmekle birlikte, kalbi his ve duyguları da aynı oranda daralttığı gerçeği büyük kafaların çözemediği küçük problem. "Hafıza-i beşer nisyanla maluldür." Çaplı beyinlerin unuttuğu, çağın bilgi çapının dar olduğu vakitlerde gelseler bile, kalp enginliği alabildiğine geniş insanların, milenyum çağının dâhilerinin dahi "vay be" diyeceği problemleri ümmilikleriyle çözmeleridir. Zira böyle dönemlerde beyin gücünü münferit kabiliyetler değil müşterek akıl oluştururken, sinelerin toplu hareketi de içtimai vahdeti sağlamış ve bu hayali cihan değer tabloya bugün "ideolojik bağnazlığı" medeniyet addedenlerin hayalleri dahi ulaşamamıştır. İhtiyar deve mazideki ihtişamını unutturan ve nesli, tarihini bilmeden öven bir toplum haline getiren, çağın medeniyeti yanlış tasvirinin yanına, muasır medeniyetler seviyesine gençlerle ulaşmayı hedefleyen bu vatanın evladına ilmin tam öğretilmemesi yani "cehalet" de eklenebilir Evrende hiçbir vakıa yoktur ki insana verilen değerin, değer verilen tarafından hüsranla zevale uğraması kadar infiale yol açsın. Uğruna can verdiğin ve aldığın, namusunu idame ettirme vazifesini birlikte ikame etme yoluna girdiğin, ekmek verdiğin, toprak verdiğin kandaşının, bunca verilene gayriciddîliği yani nankörlüğü yani "ihaneti", birbirine üç günden fazla küs durmamayı emreden bir dinin mensuplarında ne yazık ki bilmukabele şiddete müsebbiptir. Ve hiçbir vakanüvis yoktur ki bu durumu tarihselleştirmekten utanmasın. Derdi insan sevmek ve birlikte olmanın verdiği hazdan nasiplenmek olmayanlar, kendi fikirselleştirdikleri "ideolojik saplantının" köleleri olmuşlardır. Boyunlarında bir tasma, her dem, büyüyünce olmayı hedeflediği tipe taş atma hastalığını saf beyinlere sokmayı, kölesi oldukları bu kapıdan kovulmamanın tek şartı saymışlar ve hayata bakış açılarını bu perspektiften ayarlayarak hiçbir anahtarın açamayacağı şekilde sabitlemişlerdir. Ve yol haritaları, çizdikleri planı kendisinden başka hayata geçiremeyeceklerini düşündükleri şiddettir. Bu toplum bir döneme ismini veren "cehaletten" öyle karanlık günler yaşamıştır ki, doğru yola ulaştıracak yıldızları aramanın vaktiyle özdeşleşmiş karanlık bile kendi adından utanır olmuştur. Toplumun genelinin benimsediği değer yargıları, yıpranmış fikirlerin tutsaklığından kurtulamamış, "Hüküm kemmiye göredir" fermanı demokrasiyi diline olmazsa olmaz diye dolayanlarca" yok sayılmıştır. Ve bu "cehalet" sancısının doğurduğu çocuğun adı şiddettir. Öyle bir tuzaktır ki cehalet, aynı fikirleri farklı bir üslupla dillendirmeye bile tahammülü yoktur. Aynı şehide atam, aynı maziye tarihim, aynı toprağa vatanım diyenler bu aynılığı bilmemenin cezasını kendi kanlarını akıtarak ödemişlerdir. Tefrika girmeden bir millete düşman giremiyor. Ve bu gerçeği ne yazık ki dış mihraklar bizden daha iyi biliyor. Ama unutulmaması gereken bir gerçek daha var ki "zulüm ile abad olanın sonu berbat olur". Ocakları söndüren büyük acıların yanında, kadın, çocuk, anne ve babaya gösterilen şiddet de cehaletin diğer bir boyutudur. Dengeyi koruyamama, şiddet de ifrat, hoşgörüde tefrit anlayışının doğurduğu istibdat dönemine biçilen "Kol kırılır yen içinde kalır" kılıfı, iradi hüküm veren hâkimin onca talihsiz kararını meşrulaştırmıştır. Mahkûm, "cahil" halk olmuştur. Önce birer paragrafla açıklayıp ardından ülkemize ödettiği bedelleri sıraladığımız "ihanet", "ideoloji" ve "cehaleti", medeniye galebenin icbar ile değil ikna ile olduğu bilinciyle ve dünyanın kimseye kalmayacağından ötürü bize sevmeyi sevişmeyi nasihat eden, sövene dilsiz vurana elsiz gönül koyana gönülsüz davranmayı öğreten Yunus’lar gibi şiddete başvurmadan, bu ülkeyi mutlaka bir gün muasır medeniyetler seviyesine ulaştıracağından hiç kimsenin şüphesi bulunmayan "Asımın Nesli"ne anlatmak, şiddete şiddetli bir tokat indirecektir. Bireysel şiddetin zamanla toplumsal şiddete sebep olacağı önsezisiyle, aileden başlamak üzere, yarın bu ülkeyi yönetmekle mükellef olacak gençlere toplumsal statüsü ya da dünya görüşü ne olursa olsun insanı sevmeyi öğretmek "ne olursan ol gel" diyen hoşgörü elçilerine vefa borcumuzu ödememiz ve şiddetin köküne kibrit çakmamız için bulunmaz bir fırsattır. Muhammet Nacak TDE3
Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır. eray
[ 25 Kasım 2009, 14:04 ]
çok güzel bi yazı çok gzl bi site harika
|
GALERİ |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||